Başbakan Binali Yıldırım:

Böyle bir şey olabilir mi? Bu Türkiye’ye Türk halkına hakarettir, şiddetle reddediyorum” dedi.

Başbakan Binali Yıldırım, TGRT Haber televizyonunda TGRT Haber ve İhlas Haber Ajansı () Ankara Temsilcisi Batuhan Yaşar’ın gündeme ilişkin sorularını cevapladı. Mevcut sistem ve yeni sistemle ilgili Başbakan Yıldırım, “Hükümet kanun tasarılarını veriyor, milletvekilleri de teklif verebiliyor ama yasalaşma ihtimali yok. İktidar partisini elinde tutan hükümet isterse kanunları çıkabiliyor, istemezse çıkmıyor. Yani icranın yürütmenin yasama üzerinde bir vesayeti var. Bu yeni yapıda o kalkmış oluyor, icra bütün yönleriyle ayrılıyor. Yasama da bütün yönleriyle kendi işine odaklanıyor. Böyle bir sistem var” diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘Meclis’in ortadan kalktığı’ yönündeki sözlerinin hatırlatılması üzerine Yıldırım, “Meclis, şu andaki yetkileri ne varsa o yetkiler var. Meclis kanun çıkarır, kanunları kaldırır. Savaş ilanına karar verir, para basılmasına karar verir. Meclis genel araştırma yapabilir, cumhurbaşkanı, yardımcıları, bakanlar hakkında soruşturma yapabilir, bakanlara sözlü sorular verebilir. Herhangi bir konuda Meclis araştırması yapabilir. Ne yok? Olmayan şey, sözlü soru sorma ve gensoru. Sözlü soru yerine yazılı soru var, gensoru yok çünkü hükümet sandıkta güvenoyu alıyor. Hükümete güvenoyunu veren halkın kendisi, onun için mevcut sistemde ne oluyor? Seçim oluyor, partiler Ankara’ya gidiyor, milletvekilleri yemin ediyor. En çok oyu alan partinin başkanına, bu anayasada yazmıyor ama bir teamül, herhangi bir milletvekiline hükümet kurma görevi veriyor cumhurbaşkanı. Geçmiş dönemde bunu yaşadık. Ama teamül en fazla oy almış partinin başkanına vermek. Veriyor. O hükümet kuruyor, hükümet programı hazırlıyor, Meclis’te okunuyor. Meclis’ten sonra güven oylaması yapılıyor. Sonra gensoru. Ara ara hükümeti sıkıştırmak için gensoru veriliyor” açıklamasında bulundu.

“1950’den beri 496 tane gensoru verilmiş, 4 tanesi kabul edilmiş”

Başbakan Yıldırım, 1950’den beri çok partili hayatta, 496 tane gensorunun verildiğini ve bunlardan 4 tanesinin kabul edildiğini belirterek, “Bir anlamı yok, onu da sulandırmışlar. Bir denetim yöntemi olarak iş görmez hale gelmiş. Bu sistemde kuvvetler ayrılığı kesinkes sağlanıyor. Çünkü milletvekili aynı zamanda bakan olamıyor. Çok faydası var. Milletvekili bakan olduğu zaman hem yasamanın hem yürütmenin içinde. Dolayısıyla o gücünü kullanıyor yasamada, icra gücünü de yürütmede kullanıyor. Dolayısıyla milletvekili o bölgede bakan varsa, aralarında bir rekabet oluşuyor, haksız rekabet. Şimdi nasıl olacak? Sen yürütmedesin kardeşim, yasama ile alakan yok. Sana hesap da soracak. Milletvekili bakanlara çok hesap sormak istiyor ama soramıyor. Çünkü o da milletvekili. Yasama ile yürütme iç içe, bu zaten kuvvetlere ayrılığına da uygun bir şey değil. Hem işin hesap verme tarafında hem de hesap sorma tarafındasın. Böyle bir şey olur mu? Yani Meclis, bakanlar hakkında soru önergeleri veriyor, gensoru veriyor mevcut sisteme ama bakan da milletvekili olduğu için denetleyen tarafta da yeri var denetlenen tarafta da yeri var. Bu, kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırıyor” diye konutu.

“Milletvekilleri bölgelerin sorunları ile daha çok ilgilenecek”

‘Milletvekillerinin bölgelerinin sorunları ile ilgilenmeyeceği’ yönündeki iddialara ilişkin konuşan Yıldırım, “Hiç alakası yok. Daha çok ilgilenecek, daha bağımsız hareket edecek, daha çok hesap soracak. Çünkü buna daha çok vakti olacak ve bu konuda da yürütme hükümet tarafı Meclis tarafı ile iç içe olmadığı için daha özgürce hesap sorma imkanı doğacak” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun ‘güçler ayrılığı değil, güçler birleşmesi olacak’ açıklamasına ilişkin değerlendirmede bulunan Başbakan Yıldırım, “Nasıl oluyor? Böyle bir şey nasıl olur? Partiler var mı, var. Seçim yapılıyor mu, yapılıyor. İki dönem en fazla seçilemiyor Cumhurbaşkanı, bu nasıl diktatörlük ben anlamadım. Anlayan biri bana anlatsın. Diktatörlük nasıl olur? Diktatörlükte seçim olmaz. Süre dönem sınırlaması olmaz. İstediği zaman istediği şeyi yapar. Diktatörlükten siz ne anlıyorsunuz, böyle bir şey yok. İki sefer seçim oluyor, üçüncü de gelmek istiyorum gelemiyorsun. Yeter kardeşim, tamam sen çok başarılısın ama git başkası gelsin. Patron millet. Patronun millet olduğu yerde nasıl tek adam, diktatörlük olacak bunu birisi bana izah etsin. Doğru tek adam ama milletin tek adamı, vesayetin değil. Milletin adamı, millet seçiyor, oraya koyuyor, işleri düzgün yapınca bir daha seçiyor, ondan sonra tamam diyor, yeni simalar gelsin, yeni liderler yetişsin. Sistem kendi içinde demokrasiyi işleten bir sistem” şeklinde konuştu.

Yıldırım, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Hele hele bugün baktım, Sayın Baykal, Sayın Kılıçdaroğlu diyor ki, ‘Kaddafi, Esad, Saddam gibi tek adam’. Böyle bir şey olabilir mi? Bu Türkiye’ye Türk halkına hakarettir, şiddetle reddediyorum. Yani siz nasıl Türkiye’yi 94 yıllık demokrasi deneyimi olan ve 1950’den beri çok partili hayatı benimsemiş olan ve o günden bugüne 48 hükümet kurmuş, kuruluştan bu tarafa 65 hükümet kurmuş bir ülkeyi getiriyorsunuz, Kaddafi, Esad, Saddam ile yan yana koyuyorsunuz. Bu, bizim halkımıza hakarettir.”

“İlk 3 maddede değişiklik yok”

Deniz Baykal’ın ‘eyalet sisteminin Türkiye’nin bölünmesinin ilk adımı’ olduğu yönündeki açıklamasının hatırlatılması üzerine Yıldırım, “Bunlar da külliyen yalan, saçma. Türkiye’nin üniter yapıya sahip olduğu ilk 3 maddede yazıyor. İlk 3 maddede değişiklik yok. Daha birkaç gün öncesine kadar, Başkenti Ankara’dan başka yere taşıyabilir’ diyordu. Halbuki burada maddede yazıyor, 3, maddede. Türkiye, bölünmez bir bütündür. Yalandan kim ölmüş, yalan. İşte burada anayasada yazıyor, anayasanın bu maddeleri değişir mi?” diye sordu.

Yıldırım, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bir bölgede güçlü olur, diğer bölgelerde adınız olmazsa getirilen yeni sistemle iktidar olma şansınız yok. Asıl bu sistem Türkiye’nin birliğini sağlıyor. Üniter yapıyı, daha da garanti altına alıyor. Anayasa burada olduğu müddetçe kimse bu yola giremez. Girerse anayasayı ihlalden dolayı gereği yapılır. Yapılıyor işte. Özyönetim, mözyönetim bilmem ne kurmaya kalktılar 7 Haziran’da biraz canlandılar diye hemen orada ayrı bir devlet oluşumu yapmaya kalktılar, ne oldu? Derslerini aldılar mı? Ben oralara gittim, her tarafı dolaştım, millet sokaklarda, Türk bayrağı ellerde. Tek vatan, tek millet, tek devlet, tek bayrak. İnsanlar bayrağına sahip çıktı.”

15 Temmuz darbe girişiminde herkesin sokaklara bayrağıyla koştuğunu ve ülkeye sahip çıktığını anlatan Yıldırım, “Bu milletle oyun mu oynuyorsunuz? Biz, et ve tırnak gibiyiz. Biz, biriz beraberiz birlikte Türkiyeyiz. Herkesin dediği şey bu. Çünkü terör örgütü orada çok çektirdi millete. Tekrar bu acıları bölge yaşamak istemiyor” diye konuştu.

‘Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan sonrasının ne olacağı konusundaki’ ifadelerin hatırlatılması üzerine Yıldırım, ”Aynı şeyi Erbakan’a, Demirel’e diyorlardı. Bu ülke kendi liderini çıkarır. Bu ülke bu tecrübeye sahip. Zaten bu sistem kişiler üzerine kurgulanmıyor. Ben ne söylüyorum meydanlarda, bu sistem Erdoğan için değil, her doğan için. Sistemin özelliği kuralları koymuş. Kural koymuş kural. Madde 1, Cumhurbaşkanı adayı yüzde 50 artı 1 oy alması lazım. Temsilde olabildiğince geniş bir adalet sağlıyor ve 5 yıl boyunca çalışacak. Vaatlerini yerine getirecek. Halka karşı siyasi sorumluluğu olacak. İki, hukuki sorumluluğun var, bütün yetkini anayasadan alıyorsun. Üç, yasama senin alanını belirliyor, sana yetki vermiş. Diyor ki, kararname çıkarabilirsin ama bir konunun kanunla düzenlenmesi öngörülmüşse bu konuda kararname çıkaramazsın. Ne yapacaksın? Mutlaka kanun çıkacak. Temel hak ve hürriyetler, siyasi haklar konusunda kararname çıkarılamaz. Kararname ve kanun, aynı konuda iki düzenleme varsa kanun geçerli” açıklamasında bulundu.

Başbakan Yıldırım, CHP’nin ‘Türkiye’yi cumhurbaşkanı kararnamelerle yönetecek’ açıklamalarına ilişkin olarak, “Kararnamelerin ne kadar sınırlı ne kadar şarta bağlı olduğunu saydık. Şimdi Meclis icra görevi mi yapacak, Meclis’in görevi günü birlik işleri mi yapmak? İzmir’in körfez geçiş projesini Meclis mi yapacak? Tayin ettiği bakan takip edecek. Burada işleri yapacak adamları gerekli görüyorsa kurumları kuracak ama bu kadar. Muhtarlıklar kapatılacak, ne alakası var. Ha şu olabilirdi, sıkıyönetim kalsaydı anayasada, sıkıyönetimi çıkardık, sadece OHAL var. Sıkıyönetim kalktı anayasadan, sıkıyönetim çıkmasaydı o dediği olabilirdi belki. Sıkıyönetim bir anlamda OHAL’in de üstünde bir yapı. Ülkeyi sevk ve idare edemiyorsun. Olayları kontrol edemiyorsun” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin demokratikleştiğini ve milletinin kararlarına güvendiğini anlatan Yıldırım, “Sıkıyönetim olsaydı, her şeyi yapardı, her şeyi yapma yetkisi var. (Lokantaların kapatılacağı örneği) O örnek şunun için gösteriyor, anlatacak şeyleri yok. Milletin aklını bulandırmak için kahveler, lokantalar, minibüsçeler, önlerine kim gelirse korku salıyorlar” ifadelerini kullandı.

Başbakan Yıldırım, “Akla ziyan şeyler, anamuhalefet partisi genel başkanının daha sorumlu davranması lazım. Doğruları söylemesi lazım. Halk da ciddiye almıyor, benim değerlendirmem bu” dedi.

Milletvekili sayısının 600’e çıkarılması

Milletvekili sayısının 600’e çıkarılmasının hatırlatılması üzerine Yıldırım, “Avrupa’da nüfus başına milletvekili sayısı 60 bin 90 bin arası, biz de 145 bin. Bu düzenleme ile bile ancak 133 bine düşürüyoruz. Bu da bir fantezi, 50 milletvekili daha çok temsil oluyor. 50 milletvekili ile Türkiye krize mi girecek? Böyle bir gereksiz değerlendirme olabilir mi? Onu düşüneceğine, bir milletvekilinin bir yıllık faturası 2 milyon, 10 tane milletvekilinin 4 yıllık maaşına bedel, telefon faturası. Önce onun hesabını versin. Bunlar haklı gerekçe bulunamayınca söylenen şeyler. Söylüyor ama CHP geçmişini unutuyor. 1995’te 600 milletvekili olsun diye teklif veren kendileri. Getirdikleri teklif Meclis Genel Kuruluna 600, komisyona çektiler 550’ düşürdüler” şeklinde konuştu.

Yıldırım, konuşmasında şunları kaydetti:

“Asıl sorgulanacaksa sen 450’yi 550 neye göre yaptın kardeşim? Onun sorgulanması lazım, biz onu sorgulamıyoruz, çünkü bize göre o da lazım. 100 bin kişinin altında temsil olması lazım. (Seçilme yaşı) Biz, bir yanlışı düzeltiyoruz. Gençlere 18 yaşında seçme hakkını biz getiriyoruz, şimdi diyoruz ki seçen aynı zamanda seçilebilsin. Sadece milletvekilliği akla geliyor, seçimle olan her türlü görev buna dahil, muhtarlık, belediye başkanlığı, meslek odalarına seçimler ve milletvekilliği. Bu, 18-25 yaş arası, 8 yaş grubu, 9,5 milyon insanı ilgilendiriyor. Ne kadar seçmen var, 59 milyon. O beğenmediğiniz, apolitik dediğiniz gençler 15 Temmuz en önce meydana indiler, tankların önüne onlar yattı, o alçakları onlar çıkardı ve o gün şehit verdiğimiz insanlarımızın 39 tanesi, 18-25 yaş arasında. Bütün gençlerimize, genç yaşlı, kadın erkek, bu ülke için hayatını seve seve veren herkese Allah’tan rahmet diliyorum. Burada da CHP yine çarşafladı. CHP’nin parti tüzüğünü açın bakın genç kotası var, parti tüzüğüne göre parti meclisine 18 yaşında girebilme imkanı var. Parti meclisine 18 yaşa izin veriyorsun yetmedi 2011 seçim vaadinde diyorsun ki, ‘Seçilme yaşını 21’e indireceğim’. Bütün bunları yapacaksın, bugün hepsini unutup, 18 yaşına karşı çıkacaksın. Teklif veriyorsun, bir irade beyanı. Demek ki onlar da 18-25 yaş arasına hem parti kurullarında hem milletvekilliğinde değerlendirmek istediler ama şimdi bu teklif biz getirdiğimiz içni karşı çıkıyorlar.”

Bir önceki yazımız olan Şenol Güneş’in ismi Çankaya’da yaşayacak başlıklı makalemizde Bilim Teknoloji, Borsa ve Döviz hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir