Kanserde yeni nesil tedaviler yaşam süresini uzatıyor

Dr. Aziz Yazar, kanser tedavisinde, son yılların en önemli gelişmelerinden birisinin immünoterapi olduğunu vurgulayarak, “Bu yeni yöntem, hastanın bağışıklık sisteminin aktive edilerek kanserli hücrelerle mücadele etmesi temeline dayanılarak geliştirildi” dedi.

Prof. Dr. Yazar, 1-7 Nisan Kanser Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada kanserin günümüzde sık rastlanan hastalıklardan biri olduğunu söyleyerek, “Ancak bazı önlemler almak kanser riskini düşürürken yeni geliştirilen yöntemleriyle tedavi başarısı da artıyor. Yeni tedavi yöntemleriyle dikkat çekici bir başarı elde ediliyor. Kanser tedavisinde, son yılların en önemli gelişmelerinden biri, immünoterapi. Bu yeni yöntem, hastanın bağışıklık sisteminin aktive edilerek kanserli hücrelerle mücadele etmesi temeline dayanılarak geliştirildi. Uzun yıllardır teoride duran immünoterapi günümüzde birçok kanserin standart tedavisinde yerini almaya başladı. Kanser, dünyada ve Türkiye’de yaşam kayıpları açısından halen ikinci sırada yer almaya devam ediyor. Ayrıca sık görülen hastalıklardan biri. Öyle ki, dünyada her yıl yaklaşık 15 milyon kişiye kanser tanısı konuyor. Ülkemizde ise bir yılda yeni kanser tanısı konan kişi sayısı yaklaşık 160 bin ve her yıl bu sayılarda artış gözleniyor. Ancak kanser riskini düşürecek önlemler de almak mümkün. Tütün ve alkol kullanmamak, ultraviole ışınlarından ve radyasyondan korunmak, Hepatit B ve C, HIV, insan papilloma virüsü ve H. pylori gibi enfeksiyonlara karşı tedbir almak, sağlıklı beslenmeye özen göstermek ve egzersiz yapmak kanser oluşumunu önemli derecede azaltılabilir” şeklinde konuştu.

“Beş yıllık sağ kalım oranlarında ilerleme ve yaşam süresinde de anlamlı uzama görülüyor”

Prof. Dr. Yazar, multidisipliner, yani birçok bilim dalının bir arada tedaviye katıldığı kanser tedavisinde kemoterapinin, tedavinin lokomotiflerinden birini oluşturduğunu belirterek, “Bu alanda yaşanan gelişmeler de hastanın yaşam süresi üzerine etki ediyor. Bugün birçok kanser türünde yaşanan heyecan verici gelişmeler sayesinde beş yıllık sağ kalım oranlarında ilerleme ve yaşam süresinde de anlamlı uzama görülüyor. Hasta odaklı yaklaşımla kanseri kronik bir hastalık haline getirerek tedavi etmek amaçlanırken, her geçen gün umut veren ilerlemeler yaşanıyor. Kanser artık daha iyi tanınıyor ve daha etkin şekilde hedeflenebiliyor. Yan etkiler konusunda bilgiler arttıkça da hastalar açısından hayat daha yaşanabilir bir hal alıyor. Son zamanlarda kanser tedavisinde klasik kemoterapiye yardımcı veya alternatif olarak akılcı (hedefe yönelik) ilaçlar ve immünoterapi daha fazla yer almaya başladı. Bu yeni tedaviler, kanserli hastaların tedavisinde başarının artmasını sağladı. Özellikle son yıllarda kanserin moleküler yapısının daha iyi anlaşılmaya başlamasıyla birlikte üzerinde sıkça konuşulan hedefe yönelik tedaviler, immünoterapi ve kişiselleştirilmiş kanser tedavisiyle birlikte kanser tedavi anlayışı da değişiyor” ifadelerini kullandı.

“İmmünoterapi son yılların en önemli gelişmelerinden biri olarak gösteriliyor”

Prof. Dr. Yazar, klasik kemoterapi ilaçlarının meydana getirdiği yan etkileri de ortadan kaldırarak yaşam süresinin artmasını sağlayan hedefe yönelik ilaçlarla ilgili ise şu bilgileri aktardı:

“Klasik kemoterapi ilaçlarının seçici olmaması ve uzun dönemde hastada bu ilaçlara karşı direnç gelişmesi yaşadığımız en önemli handikaplardı. Ancak, son 10 yılın en önemli gelişmesi olarak tanımlayabileceğimiz hedefe yönelik ilaçlarla yan etkiler oldukça azaldı, tedavideki başarı arttı ve kanserli hastaların daha fazla hayatta kalmaları sağlandı. Uygun hastalık ve hasta olduğunda hedefe yönelik ilaçların kullanımıyla hastalık kontrol altına alınabiliyor ve yaşam süresi klasik kemoterapiye göre belirgin olarak artıyor. Hedefe yönelik ilaçlar bugün meme, bağırsak, renal hücreli (böbrek) kanserler başta olmak üzere birçok kanser türünde başarıyla uygulanıyor. Hastanın bağışıklık sisteminin aktive edilerek kanserli hücrelerle mücadele etmesi temeline dayanılarak geliştirilen immünoterapi son yılların en önemli gelişmelerinden biri olarak gösteriliyor. Uzun yıllardır teoride duran immünoterapi günümüzde birçok kanserin standart tedavisinde yerini almaya başladı. Vücudumuzda her gün değişik yerlerde tümör hücreleri oluşabiliyor. Bağışıklık sistemimiz bu tümör hücrelerini yok ederek kanser gelişimini önlüyor ancak tümör hücreleri bağışıklık sisteminde kendilerini tanıyacak mekanizmaları devre dışı bırakarak veya tümör hücresi kendisi üzerindeki farklılığını gösteren yapıları gizleyerek bağışıklık sisteminden kaçabiliyor. Böylelikle, tümör hücreleri yabancı olarak algılanmayıp vücutta serbestçe yaşamaya ve dolaşmaya başladıklarında kanser ortaya çıkıyor. Bu noktadan yola çıkarak bağışıklık sistemindeki bozukluğun düzeltilmesine yönelik çalışmalar başlamıştır. İlk olarak 2011 yılında melanomda immunoterapi onaylandı ve bu alandaki çalışmalar hız kazandı. 2016 yılında immunoterapi akciğer, böbrek, mesane ve baş boyun kanserleri ile Hodgkin lenfomanın ileri evreleri için onaylanmıştır. Bu ilaçların birçok hastalığın tedavisindeki denemeleri gün geçtikçe artıyor.”

“Erken tanı ile bazı kanserlerdeki tedavide başarı şansı yüzde 90’ın üzerine çıkabiliyor”

Özellikle ileri evre kanser hastaları için yan etkileri daha az olan bir tedavi seçeneği sunan ve daha uzun yaşamalarını sağlayan immünoterapinin yan etkileri ile ilgili de Prof. Dr. Yazar, “En sık karşılaşılan yan etkiler, yorgunluk, iştah azalması, döküntü ve kaşıntıdır. Daha az sıklıkta akciğer, bağırsaklar, karaciğer, böbrekler ve hormon üreten organlar üzerinde yan etkiler görülebiliyor. Ancak unutulmamalıdır ki, immünoterapinin kanser tedavisinde kullanımı henüz başlangıç aşamasında ve çalışmalar hala devam ediyor. Kanseri tedavi edebilecek yeni yaklaşımların yanında koruyucu tedaviler ve erken tanı olanakları çok daha büyük anlam kazandı. Erken tanı almış kanserde başarılı bir sonuç elde edilebilir ve hastalık kronik bir hastalık gibi tedavi edilebilir bir noktaya ulaştı. Bu nedenle kanser taraması ile tanı erken konulabiliyor ve tedavi başarısı da artıyor. Tarama ile bazı kanserlerin oluşumu da önlenebiliyor. Erken tanı ile bazı kanserlerdeki tedavide başarı şansı yüzde 90’ın üzerine çıkabiliyor. Meme, rahim ağzı, kalın bağırsak ve prostat kanserleri için tarama yapılmakla birlikte diğer kanserlerde standart bir tarama yöntemi ne yazık ki henüz bulunmuyor. Sık görülen ve geç belirti veren kanser türlerinin erken tanısı için likit biyopsi ümit verici olabilir” açıklamalarında bulundu.

Bir önceki yazımız olan Hamza Hamzaoğlu: “İşim çok zor” başlıklı makalemizde Bilim Teknoloji, Borsa ve Döviz hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir